Nusret Kafasıbüyük

Nusret Kafasıbüyük

06 Haziran 2026 Cumartesi

Ayağım Kırıldı… Peki Ya Piyasa?

Ayağım Kırıldı… Peki Ya Piyasa?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ayağım Kırıldı… Peki Ya Piyasa?

Sevgili okurlarım,

Bir süre önce ayağımı kırdım. Öyle mecazi anlamda değil; bildiğiniz gerçek kırık. Metroya inerken “kaygan zemin”in kurbanı oldum. Bir anda ayağım kaydı… Sonrasını net hatırlıyorum; kısa süreli bir havalanma, ardından sert bir iniş. Şükür ki sadece ayağım kırıldı. Ama öyle basit bir kırık değil; parçalı kırık. Ambulans, hastane koridorları, operasyon, ağrılar, geceleri uyutmayan sancılar… Ben şimdi birkaç cümlede anlatıyorum ama tam 45 gün boyunca her saniyesini iliklerime kadar hissettim.

Allah beterinden saklasın. Şimdi çok daha iyiyim.

Ben düştüm, siz kaim olun inşallah.

Fakat sevgili dostlar, şu son 45 günde şunu çok net gördüm: Benim ayağım kırılmış olabilir ama Türkiye’de asıl kırılan şey piyasanın morali olmuş.

Ayağımız kırık olabilir ama telefonumuz sağlamdı. Bu yüzden piyasayla irtibatımız hiç kopmadı. Geçmiş olsun diye arayan dostlarım arasında sanayici vardı, üretici vardı, ihracatçı vardı, küçük esnaf vardı. İnanın bana; anlattıkları şeyler bazen ayağımdaki ağrıyı unutturdu, bazen de memleket adına daha büyük bir ağrıyı hissettirdi.

Çünkü konuştuğum herkesin söylediği tek bir şey vardı:

“Krediye ulaşamıyoruz.”

Bakınız, bu gazetede kendi imzamla yayımlanan “KOBİ’lerin Kredi Feryadı” haberinde de aynı meseleye dikkat çekmiştik. Orada da yazdım; Türkiye ekonomisinin omurgası olan küçük ve orta ölçekli işletmeler artık kredi değil, adeta nefes arıyor.

Şimdi bu köşede daha açık yazıyorum:

Piyasada çok ciddi bir sıkışma var.

Üstelik mesele yalnızca yüksek faiz değil. İş insanları artık bankaların kapısından içeri girdiklerinde kendilerini müşteri gibi değil, adeta risk unsuru gibi hissettiklerini söylüyorlar. Resmî açıklamalarda “kredi büyümesi”, “finansman imkanları” gibi cümleler kuruluyor ama reel sektör başka bir şey anlatıyor.

Özellikle KOBİ tarafında tablo çok ağır.

Makineci ayrı dertli. Tekstilci ayrı dertli. Mobilyacı ayrı dertli. Lojistikçi, sanayici, ihracatçı… Hangi sektörden kimi arasam aynı cümleyi duyuyorum:

“Limit yok.”

“Olsa da faiz dayanılır gibi değil.”

“Teminat yetmiyor.”

“Bankalar kapıyı kapattı.”

Şunu unutmayalım sevgili okurlarım:

Türkiye’de ekonomiyi büyük holdingler kadar, hatta belki daha fazla KOBİ’ler döndürür. Anadolu’nun üretim gücü dediğimiz yapı tam olarak budur. Sabah kepenk açan, akşam onlarca insanın maaşını düşünen işletmelerdir bunlar.

Bugün birçok işletme yatırım yapmayı bırakmış durumda. Bazıları personel çıkarmamaya çalışıyor. Bazıları ise sadece ay sonunu getirebilmenin hesabını yapıyor.

Daha acısı ne biliyor musunuz?

İnsanlar artık önünü göremiyor.

Ekonomide bazen rakamlar bozulur ama umut ayakta kalır. Şimdi ise piyasada umut da zayıflıyor. İşte tehlikeli olan tam olarak budur.

Bakın, üretici dostlarımdan biri telefonda aynen şöyle dedi:

“Abi biz büyümeyi bıraktık, küçülmeden çıkmaya çalışıyoruz.”

Bu cümle aslında bugünün ekonomik fotoğrafını tek başına anlatıyor.

Üstelik piyasadaki sorun sadece krediye erişim de değil. Tahsilatlar durmuş durumda. Vadeler uzuyor. Çekler dönüyor. İnsanlar birbirine mal verirken iki kere düşünüyor. Güven duygusu zedelendi mi, ticaret de yavaşlıyor.

Ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir sevgili dostlar. Ekonomi aynı zamanda psikolojidir. Güvendir. İnanma meselesidir.

Bugün piyasadaki en büyük sorunlardan biri de tam olarak budur.

Ben bu köşeden yıllardır karınca kararınca üreticinin, sanayicinin, ihracatçının, KOBİ’nin sesini duyurmaya çalışıyorum. Çünkü bu insanlar bağırmayı sevmez. Çalışmayı sever. Şikayet etmeyi değil, üretmeyi sever.

Ama artık ses yükseliyor.

Çünkü gerçekten zorlanıyorlar.

Ve açık söyleyeyim; ben sesimizin yeterince duyulduğundan emin değilim.

Ya da bazıları duyuyor ama ölü taklidi yapıyor.

Oysa mesele sadece birkaç işletmenin meselesi değil. KOBİ ayakta kalırsa üretim ayakta kalır. Üretim ayakta kalırsa istihdam ayakta kalır. Türkiye’nin ekonomik direnci de ancak böyle korunur.

Bu yüzden meseleye sadece finansal tablo olarak bakamayız.

Çünkü bugün krediye ulaşamayan bir KOBİ, yarın üretimi kısmaya başlarsa bunun etkisi yalnızca o fabrikanın duvarları arasında kalmaz. Çarşıya, pazara, ihracata, işsizliğe kadar uzanır.

Ben inanıyorum ki Türkiye’nin üretim gücü hâlâ çok büyük. Bu ülkenin sanayicisi mücadelecidir. KOBİ’leri dirençlidir. Ama en güçlü insanın bile nefese ihtiyacı vardır.

Bugün piyasanın söylediği tam olarak budur:

“Bize oksijen lazım.”