Nusret Kafasıbüyük

Nusret Kafasıbüyük

23 Temmuz 2026 Perşembe

Bir Kırık Ayağın Öğrettikleri

Bir Kırık Ayağın Öğrettikleri
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir Kırık Ayağın Öğrettikleri

Hayat gerçekten insanın en büyük öğretmeni…

Öğrenmenin yaşı olmadığı gibi, hayatın hangi anında size ne öğreteceğini de bilemiyorsunuz.

Ayak bileğimin kırılmasıyla başlayan zorlu süreç artık çok şükür sonuna yaklaşıyor. Bu süreçte beni yalnız bırakmayan, arayan, soran, dua eden, ziyaret eden bütün dostlarıma yürekten teşekkür ediyorum. İnsan zor gününde gerçek dostlarını daha iyi tanıyor.

Bu süreç bana sadece sabretmeyi öğretmedi. Yürüyemeden hayatın nasıl devam ettiğini, insanların en basit gördüğü hareketlerin aslında ne kadar büyük bir nimet olduğunu yaşayarak öğrendim. Daha sonra destek bastonuyla yeniden yürümeyi öğrenmek ise adeta hayata yeniden başlamak gibiydi.

Bir başka önemli ders de fizyoterapinin ne kadar hayati bir meslek olduğunu görmek oldu.

Yıllardır oturduğum binanın karşısında ofisleri bulunan fizyoterapistlerin ne kadar önemli bir görev üstlendiğini açıkçası bu kadar yakından bilmiyordum. Sadece isimlerini duyuyor, ne yaptıklarını kabaca tahmin ediyordum.

Oysa gördüm ki, insanı yeniden ayağa kaldıran görünmez kahramanlardan biri de fizyoterapistler…

Bu vesileyle, tedavi sürecimde büyük emek veren değerli fizyoterapistler Elif Demirbaş ve Harun Demirbaş‘a ne kadar teşekkür etsem azdır. Mesleklerini büyük bir özveriyle yapan iki güzel insan sayesinde yeniden yürüyebilmenin mutluluğunu yaşıyorum.

Allah kendilerinden razı olsun.

Bu yaşadığım büyük imtihan bana bir kez daha gösterdi ki sağlık, gerçekten her şeyin başı.

Rabbim herkesi görünen ve görünmeyen kazalardan, belalardan muhafaza etsin.

Ancak yaşadığım acılar bana dünyanın gerçeklerini de daha farklı bir pencereden gösterdi.

Televizyonlarda her gün Gazze’de açlıkla mücadele eden çocukları, bombalar altında yaşam savaşı veren aileleri gördükçe kendi yaşadığım sıkıntıların aslında ne kadar küçük olduğunu düşündüm.

Benim ağrılarım vardı…

Onların ise evleri, aileleri ve gelecekleri yok ediliyor.

İnsan böyle zamanlarda şükretmeyi daha iyi öğreniyor.

Her ne kadar sahada eskisi kadar dolaşamasam da ekonomiyle ilgili gelişmeleri yakından takip etmeye devam ediyorum.

Ne yazık ki aylardır yazdığım tablo değişmiyor.

Piyasada ciddi bir nakit sıkışıklığı yaşanıyor.

Sanayici üretmekte, tüccar satış yapmakta, esnaf ayakta kalmakta zorlanıyor.

Türkiye’nin yeniden üretim odaklı büyüme modeline dönmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir dönem büyük umut bağlanan yabancı yatırımlar konusunda da istediğimiz tabloyu göremiyoruz.

Örneğin, Çinli otomotiv devi BYD’nin Manisa’da yatırım yapacağı konuşulmuş, Türkiye’de önemli satış rakamlarına ulaşmıştı. Ancak Avrupa pazarı için üretim üssü olarak Macaristan’ın tercih edilmesi, yatırım rekabetinde ne kadar zorlandığımızı gösteren önemli bir örnek oldu.

Yatırım çekemeyen bir ekonomi, uzun vadede üretim ve istihdam açısından da sıkıntı yaşar.

Bir başka konu ise toplumun güven duygusunu zedeleyen gelişmeler…

Son yıllarda yardım adı altında kurulan bazı yapıların ve bu yapılar etrafında gündeme gelen iddiaların toplumda ciddi soru işaretleri oluşturduğunu görüyoruz.

Yardımlaşma, dayanışma ve iyilik duygusu bu milletin en güçlü değerlerinden biridir.

Bu nedenle bağış yapan insanların güvenini sarsacak her türlü davranış, yalnızca ilgili kişilere değil, gerçekten iyi niyetle çalışan yardım kuruluşlarına da zarar vermektedir.

Toplum olarak en büyük beklentimiz; şeffaflık, hesap verebilirlik ve adaletin eksiksiz şekilde işlemesidir.

Hayat bana bu birkaç ayda çok şey öğretti.

Yürümeyi…

Sabretmeyi…

Şükretmeyi…

Dostluğu…

Ve en önemlisi…

Sağlığın, güvenin ve üretimin kıymetini…

Çünkü güçlü bir toplum; sağlıklı insanlarla, üreten ekonomiyle ve birbirine güvenen insanlarla ayakta kalır.

Nusret Kafasıbüyük
Paravizyon