05 Nisan 2026 Pazar
Araç Kazası Sonrasında Haklarınız ve Yapmanız Gerekenler
KACIR: DÜNYADA İLK 5'TEYİZ
Nezaket Asla Hata Değildir
ÇİN’DEN KAÇIŞ YOK, AMA STRATEJİSİZ YAKINLAŞMA DA YOK
Revize Edilen Sadece Beklenti mi?
Girişimcilik ve Sosyal Ağ Teorisi
Enerji sektörü, ülkelerin ekonomik kalkınmasının sağlanmasında ve çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasında oldukça kritik role sahip olacaktır. Günümüzde artan elektrik talebi, jeopolitik sorunlar, lojistik sıkıntılar, tek bir kaynağa mahkûm olmak, savaşlar gibi olaylar enerjide kaynak çeşitliliğini yapmak zorunda olmayı zorlamıştır.
Elektrik talebi sanayi devriminden bu yana öncelikle yerel sonrasında küresel taleplerle yıllar boyunca artarak devam etmekte. Dünyamızın 2025 yılı itibariyle bakıldığında elektrik talebinde güçlü büyüme ile 2030’lu yıllara girerken yeni bir elektrik yüzyılı başlıyor diyebilirim. Peki bu artış beklenmedik bir durumuydu? Elbette hayır. Bu artış hangi alanlardan geliyor birlikte bir bakalım.
Endüstriyel üretimdeki artışlar, yapay zekâ ve elektrifikasyondaki enerji talebi, ısınmanın artışı ile soğutma ihtiyaçlarının hızlı artması ve veri merkezlerinin yaygınlaşması gibi alanlardan geldiğini görmekteyiz
Küresel elektrik talebi geçtiğimiz 2024 yılında %4,3 büyürken bu rakam 2030 yılına kadar %4 ve üzerinde gerçekleşecektir. Elektrik talebi hangi ülkelerden/bölgelerden geldiğine bakılırsa enerji yoğun sektörlerin yeniden yapılanması ve gelişmekte olan ülkelere taşınması ile elektrik talebinin %80’i gelişmekte olan ülkelerden gelecektir. İlave gelecek olan elektrik talebi nasıl ne şekilde karşılanacak sorusuna şöyle bir cevap verebilirim. Nükleer enerji güç santralleri ve yenilenebilir enerji güç santralleri ile karşılanacaktır. Özellikle Güneş fotovoltaiklerinin hızla yaygınlaşması ve daha ekonomik hale gelmesi ile birlikte beklenen talebin yarısından fazlasını tek başına karşılayabilecektir.
2000’li yılların başlaması ile birlikte, yaşanan kuraklıklar, depremler, ani fırtına ve yağışlar gibi doğa olayları elektrik sistemleri üzerindeki etkileri ve iklim risklerine karşı altyapı dayanıklılığının artırılması gerektiğini göstermiştir. Enerji arz güvenliğini artırmak için kapasite mekanizmaları ile yedekleme ve elektrik depolama uygulamalarına önem vermek şarttır.
Türkiye son yıllarda enerji üretim kaynaklarını çeşitlendirmiş ve özellikle yenilenebilir enerji kaynakları ile üretimde önemli mesafeler kaydetmiştir.
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığımız ‘’ Enerji Dönüşümü/Yenilenebilir enerji 2035’’ vizyonu ile bu hedefini net ortaya koymuştur.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2023 yılı net sıfır yol haritası raporuna göre, küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlandırmak hala zorda olsa mümkün görünse de 2023 yılı itibariyle Hidroelektrik santraller %6,6, yenilenebilir enerji santralleri % 9, nükleer santraller %4,6 oranında paya sahip ama fosil yakıtların oranı hala %80 civarındadır. (Petrol %32, Doğalgaz %23 ve Kömür %25)
Karbonsuzlaşma hedefine ulaşmak için yenilenebilir kaynaklar, doğalgaz santralleri ve nükleer enerji santrallerinin kapasitelerinin artırılması ve fosil baz kaynaklarının oranlarının düşürülmesi gerekmektedir. Ancak yenilenebilir enerji kaynaklarının kesintili yapısı nedeniyle bu kaynakların enerji sistemlerine entegrasyonunu hayli zorlaştırmaktadır. Bu sorunu aşabilmek içinde depolama, yeşil hidrojen gibi çözümlerin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme girişi ile birlikte (NTE) Nadir Toprak Elementlerinin önemi artmakta ve bu kaynaklara erişimde jeopolitik stratejilerin merkezi haline gelmiştir. Yenilenebilir enerji kaynaklarında, fosil yakıtlı enerji kaynaklarına göre 6 kat daha fazla madene ihtiyaç bulunmaktadır.
Türkiye’nin enerji üretiminde yenilenebilir enerji payı artmakla birlikte hala termik kaynaklar çoğunluktadır. Ancak 2053 net sıfır karbon hedefleriyle birlikte elektrik üretiminde yenilenebilir enerji payının artırılması beklenmektedir. 2024 yılında yenilenebilir enerjiden elektrik üretimi %46 iken, 2035 yılında bu oran %69’a çıkarılması beklenmektedir. 2035 yılı itibariyle güneş enerjisi kurulu gücü 77 GW’a, rüzgâr enerjisi kurulu gücünün ise 43 GW’a ulaşılması hedeflenmektedir. (2035 yılına kadar rüzgâr ve güneş enerjisi için toplam 120 GW kurulu güç hedefi konulmuştur. Bu kapasiteye ulaşmak için gerekli olan yatırım 80 Milyar USD) Ayrıca batarya depolama kapasitesinin 7,5 GW’a çıkarılması hedeflenmiştir. Türkiye hidrojen teknolojiler yol haritası ve stratejisi elektrolizör kapasitesinin 2053 yılına kadar 70 GW’a çıkarılması hedefi konmuştur. Türkiye’nin uzun vadeli enerji dönüşüm hedeflerine ulaşabilmesi için kilit rollerden biri de Nükleer enerji kaynaklı santrallerdir. Enerji arz güvenliğini sağlamak ve düşük karbonlu baz yük üretimini destelemek için birden fazla tesise ihtiyacımız olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak, Ülkemizin enerji dönüşüm sürecinde sürdürülebilir büyüme sağlanabilmesi için mevzuat reformları, yerli üretimin desteklenmesi, üniversite sanayi iş birliği, karbon fiyatlandırma ve enerji depolama stratejilerinin geliştirilmesi oldukça kritik öneme sahiptir. Bu stratejiler ile ülkemizin enerji arz güvenliğini artırırken, uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırarak küresel enerji dönüşümündeki etkin lider ülkelerde biri olacaktır. Yenilenebilir enerji kaynaklarından olan Rüzgâr enerji santrallerinin yerli aksam üretiminde 2024 yılında ana ekipman imalatçısı 150, alt tedarikçi sayısı 350 olup 50 bin kişiye istihdam sağlanmış, Avrupa’da ekipman üretiminde 5. Sırada yer almış olup yerlilik oranı %50’nin üzerindedir. Güneş enerji santrallerinde yerlilik oranı %80 civarındadır. 60’ın üzerinde üretici, 50 bin civarında istihdam ve yaklaşık 25-30 GW’lık yıllık üretim kapasitesine sahip olduğunu görmekteyiz.
Yazımın özeti, Enerji Hayattır.