ÇİN’İ UZAKTAN DEĞİL, İÇİNDEN OKUMAK

ÇİN’İ UZAKTAN DEĞİL, İÇİNDEN OKUMAK

ABONE OL
Eylül 21, 2026 20:23
ÇİN’İ UZAKTAN DEĞİL, İÇİNDEN OKUMAK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yasin Altay

İstanbul Ticaret Odası Meclis Üyesi – İnşaat Mühendisi

Çin benim için yalnızca dünyanın en büyük üretim merkezlerinden veya Türkiye’nin önemli ticaret ortaklarından biri değil iş hayatımın önemli bir bölümünün geçtiği, dönüşümünü yakından izlediğim bir ülke.

Çin ile hikâyem 22 yıl önce başladı. Bu sürenin yedi yılında Çin’de yaşadım orada ofisimiz var. Bu nedenle Çin’in son yirmi yıldaki büyük değişimini dışarıdan değil, işin içinde görme imkânım oldu. İlk yıllarda Çin denildiğinde akla ucuz iş gücü, düşük maliyet ve yüksek adetli üretim geliyordu. Bugün ise elektrikli araçtan bataryaya, güneş enerjisinden yapay zekâya, hızlı trenden robotik sistemlere kadar birçok alanda öncü bir ülke var. Bence Türkiye’nin Çin’e bakışını bu değişime göre yeniden şekillendirmesi gerekiyor.

Çin’in başarısını yalnızca düşük maliyetlerle açıklamak hata olur. Ülkeyi bugünkü noktaya taşıyan temel unsurlar; yıllar içinde oluşturduğu üretim kültürü, sanayi kümeleri, güçlü tedarik zincirleri, yüksek kapasitesi, hızlı karar alma ve yatırımları kısa sürede hayata geçirme kabiliyetidir. Bunun arkasında büyük bir ticari ve finansal güç de bulunuyor.

Çin, 2025 yılında yaklaşık 3,77 trilyon dolarlık ihracat ve 2,58 trilyon dolarlık ithalat gerçekleştirerek yaklaşık 1,19 trilyon dolar mal ticareti fazlası verdi. Devlet, oluşturduğu bu ekonomik kapasiteyi yeniden üretime yönlendirebiliyor; üreticilere ve vatandaşlara uygun finansman sağlanması, büyük yatırımların uzun vadeli kaynaklarla desteklenmesi önemli avantajlar sunuyor. Ayrıca 2025’te yıllık ortalama tüketici enflasyonunun yüzde 0 seviyesinde gerçekleşmesi, finansman maliyetleri ve uzun vadeli yatırım planlaması açısından güçlü bir zemin oluşturuyor. Dolayısıyla Çin’in gücünü yalnızca “ucuz üretim” olarak okumamak gerekir. Karşımızda üretim kültürünü, teknolojiyi, sermaye birikimini, finansman kapasitesini ve devasa tedarik zincirini birlikte kullanabilen bir ekonomi var.

Türkiye açısından mesele bu gücü yalnızca Çin’den daha fazla ürün almak için kullanmak olmamalı. Çin’in üretim kültürünü, teknolojisini, sermayesini ve finansman imkânlarını Türkiye’nin üretim gücüyle buluşturabilmeliyiz. Çinli şirketlere Türkiye’yi anlatırken şu noktayı özellikle vurgulamalıyız: Türkiye’yi sadece 85 milyonluk bir tüketim pazarı olarak görmeyin. Türkiye; Avrupa, Balkanlar, Orta Doğu, Kafkasya, Orta Asya ve Kuzey Afrika’ya ulaşabilecek stratejik bir üretim ve dağıtım merkezi olabilir. Bu nedenle Çinli firmalara yalnızca “Türkiye’ye mal satın” değil, “Türkiye’de üretin, buradan bölgeye birlikte satış yapalım” demeliyiz.

Çin ile ilişkilerde genellikle Çin’den ne ithal ettiğimizi konuşuyoruz. Oysa karşımızda dünyanın en büyük tüketici pazarlarından biri var. Çin’in yaklaşık 2,2 trilyon dolarlık online perakende pazarı, Türk şirketleri için başlı başına bir fırsat oluşturuyor. Çin, sınır ötesi e-ticareti kolaylaştıran özel bir sistem de uyguluyor. Belirlenen ürün gruplarında tüketiciler tek işlemde 5.000 RMB’ye, yıllık toplamda 26.000 RMB’ye kadar alışveriş yapabiliyor. Bu sınırlar içinde gümrük vergisi yüzde 0 uygulanırken ithal KDV’si ve varsa tüketim vergisinde avantajlı bir sistem bulunuyor. Bu sayede her Türk markasının Çin’de şirket kurması, mağaza açması veya büyük bir distribütör ağı oluşturması gerekmiyor. Özellikle gıda, kozmetik, tekstil, tasarım ve katma değeri yüksek tüketici ürünlerinde sınır ötesi e-ticaretle Çinli tüketiciye doğrudan ulaşmayı daha fazla konuşmalıyız.

Çin’i yalnızca bize ürün satan bir ülke olarak görürsek ilişkinin en büyük taraflarından birini kaçırırız. 1,4 milyarı aşan nüfusu ve trilyonlarca dolarlık dijital tüketim pazarıyla Çin, Türk markalarının ürün satması gereken devasa bir müşteri pazarıdır.

Çin ile ekonomik ilişkilerimizde en çok konuşulan konulardan biri dış ticaret açığı. Ancak çözümün yalnızca Çin’den ithalatı azaltmak olduğunu düşünmüyorum. Çünkü ithalatımızın önemli bölümünü Türk sanayisinin kullandığı makineler, elektronik komponentler ve ara mallar oluşturuyor. Asıl sorumuz şu olmalı: Çin’e nasıl daha fazla mal satabilir ve ithalatımızın bir bölümünü Türkiye’de üretime dönüştürebiliriz?

Türkiye’nin doğal taş ve madenciliğin yanı sıra gıda ve tarım ürünleri, kimya, makine ve çeşitli sanayi ürünlerinde Çin’e ihracat potansiyeli bulunuyor. Çin pazarı kolay değil. Ancak geleneksel kanallara e-ticareti de ekleyerek Türk üreticisinin ve markalarının bu pazardaki payını artırabiliriz. Çinli şirketlerin Türkiye’ye yatırım yapması zaman zaman “Çinliler gelecek, piyasayı ele geçirecek” endişesiyle değerlendiriliyor. Oysa asıl risk Çinli yatırımcının gelmesi değil, ürünlerinin doğrudan konteynerlerle Türkiye’ye ulaşmasıdır.

Ürün Çin’de üretildiğinde istihdam, teknoloji, üretim tecrübesi ve katma değerin büyük bölümü orada kalıyor. Aynı üretici Türkiye’de yatırım yaptığında ise fabrika, istihdam, vergi, teknoloji ve yan sanayi değerinin önemli kısmı Türkiye’de oluşuyor. Üstelik Türkiye’nin çözmesi gereken ciddi bir genç istihdam meselesi var. Eğitimde ve istihdamda olmayan, kamuoyunda “ev genci” olarak adlandırılan milyonlarca gencimiz bulunuyor. Yaklaşık 3 milyon ev gencimizi yeniden üretimin ve ekonomik hayatın içine sokmak zorundayız. Bu nedenle nitelikli yabancı yatırımları yalnızca sermaye miktarıyla değil; kaç gence meslek öğreteceği, kaç kişiye istihdam sağlayacağı, ne kadar teknoloji transfer edeceği ve Türkiye’den ne kadar ihracat yapacağıyla değerlendirmeliyiz.

Ancak Türkiye’de üretimi ve yeterli kapasitesi bulunan sektörlerde kendi sanayimizi korumamız şart. Çinli yatırımları mevcut üreticinin yerini alacak şekilde değil; eksik teknolojileri ve üretim kabiliyetlerini tamamlayacak, yerli tedarik zincirini geliştirecek ve ihracat kapasitemizi artıracak alanlara yönlendirmeliyiz.

Ben bunu iki cümleyle özetliyorum: Türkiye’de üretileni koruyalım, üretmediğimizi mümkün olduğunca Türkiye’de ürettirelim. Çin’den sadece konteyner değil; doğru sektörlerde fabrika, teknoloji ve finansman da getirelim.

22 yıllık Çin tecrübemin öğrettiği en önemli konulardan biri şu: Çin’de ticaret yalnızca fiyat pazarlığı değildir. Doğru üreticiyi bulmak, kaliteyi kontrol etmek, sertifikasyon ve lojistik süreçlerini yönetmek ve karşılıklı güven oluşturmak gerekir. Çin’de doğru partneri bulduğunuzda arkanızda dünyanın en büyük üretim ekosistemlerinden biri olur. Yanlış partneri seçtiğinizde ise dünyanın en ucuz ürünü size en pahalı ürün haline gelebilir. Artık yeni denklemi daha farklı kurmamız gerekiyor: Çin + Türkiye = beraber üretim ve dünyaya ihracat.

Bir diğer soru da şu olmalı: Çin’e ne satabiliriz?

Burada da özellikle e-ticaret ağırlıklı bir yaklaşım geliştirmeliyiz.

Çin ile ekonomik ilişkilerimizde yeni dönemin anahtarının daha fazla ithalat değil; daha nitelikli ticaret, karşılıklı yatırım, ortak üretim, e-ticaret, istihdam ve üçüncü ülkelerde iş birliği olduğuna inanıyorum.

Türkiye ile Çin arasındaki gerçek potansiyel de tam burada yatıyor.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.