TÜİK verilerine göre dış ticarette Temmuz ayı performansı, bir önceki yılın aynı ayıyla kıyaslandığında düşüş gösterdi. Ekonomi yönetimi bunun üzerinden iyileşme söylemi geliştirse de üzerinde durulması gereken konuların ıskalandığı görülüyor.Temmuz baz alındığında geçen yıl 12,5 milyar dolar olan dış ticaret açığı, bu sene yüzde 41azalarak 7,2 milyar dolara geriledi. İlk bakışta son derece olumlu bir tablodan söz edebilirsiniz.
Fakat asıl sorulması gereken soru şu: Ne yaptık da dış ticaret açığımız geriledi? Yetkililerin bunu açıklaması önemli. Sadece rakamlar üzerinden bir meseleyi konuştuğunuzda, rakamları ürkme ya da övünme meselesi yaptığınızda sadece dalgalı grafik yaşayan bir ülke haline dönüşürsünüz. Daralmadan mı, yoksa iyileşmeden mi kaynaklandığı sorusunun yanıtı bu aşamada son derece kritik. Bunun yanıtını bulmak için ise bazı göstergelere bakmamız gerekiyor. Dış ticaret açığımız nereden kaynaklanıyor?
Herkesin çok iyi bildiği üretimimizdeki ithalata bağlı yapıdan. Yani biz üretim yapabilmek için hammadde ve ara malı ithal eden, hatta makineler başta olmak üzere yatırım mallarına kaynak ayıran bir reel sektöre sahibiz.Mesele bu yapıda bir değişiklik oldu mu? Yani biz sanayi, işgücü ve tarım envanterlerimizi yaptık; nihai ürünlerde yerli tedarik oranını arttırdık mı? Ne yazık ki bu konuyla ilgili herhangi bir gelişme yok.
Dünyanın vazgeçemeyeceği bir ürün ya da hizmet mi geliştirdik. Bu sayede birdenbire ihracat değerlerimiz mi arttı? Halen teknoloji ihracatımız yüzde 3,4 oranlarında gezdiğine göre bu sorunun yanıtı da olumsuz.
Üretimlerinizdeki yapı değişmediği, katma değer yaratacak yeni oluşumlar ortaya çıkmadığı, inovasyonla gelen yeni buluşlara imza atmadığınız, ithalata bağlı bir ekonomi yapısıyla hareket ettiğiniz sürece, ortaya çıkan dış ticaret rakamları sadece aldatıcı olur.
Oysa Türkiye’nin mutlaka envanterlerini yapması, elindeki malzemeyi ve gücü bilerek stratejiler oluşturması, yeni ekonominin başlıklarında çalışmalar yapıyor olması ve ardından dış ticaretle ilgili bir sistemi ele alması lazım gelir.
Fakat bugünkü koşullarda bir rakam tutkusu içerisinde, sorunlarımızı çözmeden, yapısal reformlarımızı yapmadan, değişen ekonomik koşulları okumadan, üretimdeki sıkışmadan kaynaklanan ithalat gerilemesinden yola çıkarak, düşen bir dış ticaret açığından söz ediyoruz.
Böylesi bir yapı kendi içinde dış ticaret rakamlarını aldatıcı kılacağı gibi, yanlış yapıdan kaynaklanan maliyetlerin de artmasına neden olur. Daha önce 80 milyar dolar cari açık verirken ödediğimiz TL maliyetin, 40 milyar dolarla düştüğünde, TL bazında 8 kata kadar çıkmış olması da kur riskinin yanlış yapılanmanın bir çıktısı olarak hayatımıza girmesine neden oluyor.
Türkiye’nin ekonomik anlamda bir an önce kendisini aldatmayı bırakıp, gerçekleriyle yüzleşip, akıl ve bilim doğrultusunda reel sektörünü yapılandırması, yeni ekonomiyi, teknoloji ve finansman odaklı şekillendirmesi ve yeni bir yolculuğa çıkması gerekiyor. Aksi takdirde bu durum bizi her seferinde çıkmaz sokağa yönlendiriyor.
EKONOMİ
22 Nisan 2026EKONOMİ
22 Nisan 2026EKONOMİ
22 Nisan 2026EKONOMİ
22 Nisan 2026EKONOMİ
22 Nisan 2026MAGAZİN
22 Nisan 2026EKONOMİ
22 Nisan 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.