ÜRETİM GELECEĞİN TEK ANAHTARI

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Paravizyon'a yaptığı özel değerlendirmede Türkiye'nin ekonomik geleceğinin üretim, ihracat ve yüksek teknoloji ekseninde şekilleneceğini söyledi. Küresel ekonomide dengelerin yeniden şekillendiği, jeopolitik risklerin ve teknolojik dönüşümün ülkelerin rekabet gücünü doğrudan etkilediği yeni bir döneme girildi. Türkiye ise bir yandan enflasyonla mücadele ederken diğer yandan üretim gücünü artırarak sürdürülebilir büyüme hedefini gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu süreçte iş dünyasının beklentileri ve çözüm önerileri ekonomi yönetiminin en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor. 27 Ekim'de gerçekleştirilecek İstanbul Ticaret Odası seçimleri öncesinde Paravizyon'un sorularını yanıtlayan İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye ekonomisinin mevcut görünümünden üretim politikalarına, ihracattan yapay zekâ yatırımlarına kadar birçok konuda önemli mesajlar verdi. FİNANSAL KAZANIM KORUNMALI -Türkiye ekonomisinin mevcut görünümünü ve uygulanan dezenflasyon programını nasıl değerlendiriyorsunuz? Küresel ekonomi artık yüksek faiz döneminden çıkıp enerji maliyetleri ile jeopolitik risklerin belirleyici olduğu yeni bir sürece girdi. Türkiye de bu zorlu konjonktürde dezenflasyon programını kalıcı başarıyla sonuçlandırmaya çalışıyor. Programın finansal ayağında önemli kazanımlar elde edildi. Özellikle Merkez Bankası rezervlerindeki toparlanma, ülke risk priminin (CDS) gerilemesi ve yabancı sermaye girişlerindeki artış ekonomiye güven açısından önemli göstergeler. Ancak bundan sonraki süreçte bu kazanımların üretim, yatırım ve ihracata daha güçlü şekilde yansımasını sağlamak büyük önem taşıyor. ÜRETİM VE TEKNOLOJİK VERİMLİLİK - Türkiye neden üretim odaklı bir büyüme modeline dönmeli? Çünkü Türkiye tüketimle büyüyen bir ülke olmamalı. Mutlaka üretimle büyüyen bir ülke olmak zorunda. Son yıllarda sanayinin milli gelir içindeki payına baktığımızda dikkat çekici bir gerileme görüyoruz. 2021 yılında yüzde 25,5 seviyesine ulaşan bu oran bugün yüzde 17,7 seviyelerine kadar geriledi. Bu tabloyu tersine çevirmemiz gerekiyor. Bizim hedefimiz önce sanayinin payını yeniden yüzde 25 düzeyine taşımak olmalı. Üretim kapasitesini artırmadan, yüksek katma değerli sanayi yatırımlarını çoğaltmadan ve bunu sürdürülebilir hale getirmeden ihracatta beklediğimiz büyük sıçramayı gerçekleştirmemiz mümkün görünmüyor. Türkiye'nin geleceği üretimden, üretimin geleceği ise teknoloji ve verimlilikten geçiyor. NET İHRACAT VURGUSU -İhracat ve reel sektör cephesinde sizi en fazla düşündüren gelişmeler hangileri? Net ihracatın son beş çeyrektir ekonomik büyümeye negatif katkı vermesi. Bu geçici ya da dönemsel bir gelişme değil. Bunun yanında yatırım malı ithalatının 2024 yılından bu yana tüketim malı ithalatının gerisinde kalması da bir başka gösterge. Yüksek faiz ortamı reel sektör üzerindeki baskısını sürdürüyor. Özellikle ihracat yapan şirketler hem finansman maliyetlerinin yükselmesi hem de dış pazarlardaki talep daralması nedeniyle ciddi bir kârlılık baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Gayrisafi katma değer içerisinde işletmelerin kârını ifade eden net işletme artığı payında gerileme yaşanıyor. Bu da üreticinin ve yatırımcının daha zor şartlarda faaliyet gösterdiğini gösteriyor. KUR BASKISI BİZİ ZORLUYOR -Kur ile enflasyon arasındaki makas ihracatçıları nasıl etkiledi? Yılın ilk altı ayında sepet kur ortalama yüzde 7,03 artarken, TÜFE ve ÜFE ortalaması yüzde 16,9 olarak gerçekleşti. Yaklaşık 10 puanlık bu fark özellikle ihracatçılarımızı, turizm sektörünü, döviz kazandırıcı hizmet alanlarını ve bu sektörlere üretim yapan firmaları olumsuz etkiledi. Enflasyonla mücadele bizim için vazgeçilmezdir. Ancak bu mücadele yürütülürken ihracatçının rekabet gücünü koruyacak finansman ve kur politikalarının da devreye alınması gerekiyor. Doğru dengeyi kurabilirsek hem fiyat istikrarını sağlayabilir hem de ihracatta yeniden güçlü bir ivme yakalayabiliriz. İHRACAT ODAKLI EKONOMİ -Sürdürülebilir ve nitelikli büyüme için Türkiye'nin öncelikleri neler olmalı? Sanayiyi yeniden büyümenin merkezine koymadan kalıcı başarı elde etmemiz mümkün değil. Türkiye'nin sahip olduğu avantajları doğru değerlendirebilirsek önümüzdeki 10 yılda üç stratejik alanda önemli bir sıçrama gerçekleştirebiliriz. Bunlardan ilki üretim ve ihracat üssü olma potansiyelimiz, ikincisi güçlü coğrafi konumumuz sayesinde lojistik merkez olma avantajımız, üçüncüsü ise enerji ve teknoloji alanındaki yükselişimizdir. Son dönemde açıklanan yatırım teşvikleri de bu dönüşüm açısından önemli bir fırsat sunuyor. DİJİTAL EGEMENLİK ÖNEMLİ -Yapay zekâ çağında rekabetin anahtarı nedir? Türkiye bu yarışta nasıl bir yol izlemeli? Dünyada rekabet artık ucuz iş gücüyle değil; yapay zekâ altyapıları, çip teknolojileri, veri işleme kapasitesi ve ileri teknoloji girişimleriyle belirleniyor. Bugün milli egemenlik kavramı dijital egemenlikle birlikte değerlendiriliyor. Türkiye'nin hedefi, yalnızca teknolojiyi kullanan değil, geliştiren ülkeler arasında yer almak olmalı. Nasıl savunma sanayisinde insansız hava araçlarıyla dünya çapında başarı elde ettiysek, yapay zekâ alanında da aynı başarıyı yakalayabilecek bilgi birikimine sahibiz. Bunun için kendi teknoloji şirketlerimizi ve küresel ölçekte rekabet edecek yapay zekâ girişimlerimizi ortaya çıkarmamız gerekiyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı da bu hedef açısından önemli bir başlangıç niteliğinde. MİLLİ ÖNCELİK: YAPAY ZEKA -ABD'nin yapay zekâ modellerine erişimi sınırlandırması Türkiye açısından nasıl okunmalı? Yapay zekâ sadece teknolojik değil, aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir güç. Dünyanın en gelişmiş modellerine erişimin sınırlandırılması, ülkelerin kendi teknolojilerini geliştirmelerinin ne kadar kritik hale geldiğini ortaya koyuyor. Türkiye açısından en doğru yol, kendi yapay zekâ modellerini geliştirecek ekosistemi oluşturmaktır. Yapay zekâ yatırımlarını milli bir öncelik olarak görüyoruz. ÜYELERE DİJİTAL DESTEK -İstanbul Ticaret Odası olarak üyelerinizi yapay zekâ dönüşümüne nasıl hazırlıyorsunuz? 2018 yılında başlattığımız dijitalleşme sürecinde hedefimiz, 800 bin üyemizin iş süreçlerine yapay zekâyı entegre edebilmesini sağlamak. "Dijitalleşme ve Yapay Zekâ: Veriden Değer Üretmek" temalı çalışmalarımızla üyelerimizi yeni döneme hazırlarken, SoftITO, Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi ve Teknopark İstanbul'dan oluşan teknoloji ekosistemimizle girişimcilikten inovasyona, eğitimden ticarileşmeye kadar her aşamada destek vermeyi sürdürüyoruz. KATMA DEĞERLİ ÜRETİM -Türkiye'nin yeni büyüme hikâyesi sizce hangi alanlarda yazılacak? Bundan sonraki dönemin temel başlıkları teknoloji girişimciliği, yapay zekâ yatırımları, yüksek katma değerli üretim ve küresel markalar olacak. Dünyada öne çıkan ülkelere baktığımızda ortak noktalarının güçlü girişimcilik kültürü, teknoloji ihracatı ve sürdürülebilir yatırım ekosistemi olduğunu görüyoruz. Biz de aynı anlayışı hayata geçirebilirsek çok daha güçlü bir ekonomik yapıya kavuşabiliriz. Geleceğin oyun kurucuları veriyi yöneten, teknolojiyi geliştiren ve yapay zekâyı ekonomik değere dönüştüren ülkeler olacak. AB STRATEJİK TERCİH -Avrupa Birliği ile ilişkilerde nasıl bir yol haritası izlenmeli? Küresel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Ancak mevcut sürecin yeni koşullara göre yeniden ele alınması gerekiyor. Üyelik müzakerelerinin yeniden canlandırılması, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, ekonomik entegrasyonun derinleştirilmesi ve vize serbestliği sürecinin hızlandırılması öncelikli başlıklar olmalı. Türkiye'nin Avrupa Birliği hedefi stratejik bir tercihtir. ÖNCELİĞİMİZ HEP EĞİTİM OLDU -İstanbul Ticaret Üniversitesi bugün hangi noktada? Üniversitenin gelecek vizyonunu nasıl özetlersiniz? 2001 yılında 73 öğrenciyle başlayan eğitim yolculuğumuz bugün 10 bini aşkın öğrenci ve 25 bini aşan mezun sayısına ulaştı. Amacımız her zaman iş dünyasının ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek oldu. Başkanlığım süresince iki konuya özel önem verdim; eğitim ve girişimcilik. Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi ile Türkiye'nin girişimcilik ekosistemine önemli katkılar sunduk. Üniversitemizde de öğrencilerimizi yalnızca akademik bilgiyle değil, iş dünyasının beklentilerine uygun yetkinliklerle yetiştirmeye odaklandık.
Benzer Videolar