İhracat Bedelinin Yurda Getirilmesi

İhracat Bedelinin Yurda Getirilmesi

Türkiye ekonomisinin üretim ve ihracat ekseninde büyüme arayışı devam ederken, ihracatçının gündeminde yalnızca yeni pazarlar bulmak ya da rekabet gücünü artırmak yer almıyor. En az bunlar kadar önemli bir başka konu da ihracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin yükümlülükler. Son yıllarda yapılan düzenlemeler ve güncellenen uygulamalar, ihracatçının satış sürecine odaklanma yanında satış sonrası tahsilat süreçlerini de yakından takip etmesini zorunlu hale getiriyor.

İhracatın başarıyla tamamlanması çoğu zaman malın sınırdan çıkışıyla ölçülür. Oysa mevzuat açısından bakıldığında ihracatın tamamlanmış sayılması için bedelin de belirlenen süreler içinde yurda getirilmesi gerekiyor. İşte bu noktada birçok firma açısından görünmeyen riskler ortaya çıkıyor. Özellikle küresel ticarette vadeli satışların yaygınlaşması, bazı ülkelerde yaşanan finansal sorunlar ve uluslararası ödeme sistemlerindeki aksaklıklar ihracatçıların tahsilat süreçlerini zorlaştırabiliyor.

Mevzuatın temel yaklaşımı oldukça net. İhracat bedellerinin fiili ihraç tarihinden itibaren 180 gün içinde yurda getirilmesi esastır. Burada dikkat çekici olan husus, 180 günün bir hak değil, azami süre olarak kabul edilmesidir. Başka bir ifadeyle, ithalatçı ödeme yaptığı anda bedelin gecikmeksizin Türkiye'ye getirilmesi beklenmektedir. Bu yaklaşım, ülkeye döviz girişinin hızlandırılmasını ve ihracat gelirlerinin ekonomi içinde daha etkin kullanılmasını amaçlamaktadır.

Vadeli ihracat yapan firmalar açısından da eğer ihracat sözleşmesinde 180 günü aşan bir vade öngörülmüşse, bu durumun sözleşme veya benzeri belgelerle tevsik edilmesi gerekiyor. Böylece ihracatçılar ticari hayatın gerçekleriyle uyumlu bir şekilde hareket edebiliyor. Aksi durumda ise ihracat hesabının açık kalması ve sonrasında idari süreçlerin başlaması söz konusu olabiliyor.

İhracat Genelgesinde peşin döviz uygulamalarına ilişkinde düzenlemeler yapılmış. İhracat gerçekleşmeden önce alınan peşin bedellerin belirli süreler içinde ihracata dönüştürülmesi gerekiyor. Özellikle büyük montanlı işlemlerde bu sürelerin takibi önem taşıyor. Zira süresinde ihracata konu edilmeyen peşin bedeller bazı durumlarda prefinansman kredisi hükümlerine tabi hale gelebiliyor. Bu da firmalar açısından ilave mali ve hukuki sonuçlar doğurabiliyor.

Bazı ülkelere yapılan ihracatlarda, mikro ihracatta ve belirli tutarın altındaki işlemlerde bedellerin tamamı veya bir kısmı üzerinde serbest tasarruf imkânı tanınması, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin üzerindeki bürokratik yükü azaltıyor. Ayrıca mahsup uygulamalarının kapsamının genişletilmiş olması da dış ticaret yapan firmalara önemli bir esneklik sağlıyor.

Bununla birlikte günümüz ticaretinde en büyük sorun çoğu zaman malın satılması değil, tahsilatın yapılabilmesidir. Özellikle siyasi risklerin yüksek olduğu ülkelerde faaliyet gösteren ihracatçılar, ödeme kanallarındaki sorunlar nedeniyle zaman zaman mevzuatta öngörülen süreleri aşabilmektedir. Bu nedenle mücbir sebep ve haklı durum hükümleri uygulamada büyük önem taşıyor. Ancak bu imkanlardan yararlanabilmek için olayın usulüne uygun şekilde belgelenmesi gerekiyor.

Konuyla ilgili ayrıntılı düzenlemeler, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar, 2018-32/48 sayılı İhracat Bedelleri Tebliği ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası İhracat Genelgesi'nde yer almakta olup, ihracatçıların güncel uygulamaları yakından takip etmelerinde fayda bulunmaktadır.

Sağlıkla kalın.

Benzer Videolar