GÖRÜNMEZ PARALAR
GÖRÜNMEZ PARALAR
“Eğer alsaydım” ile başlayan o meşhur iç çekiş, aslında modern çağın en büyük kolektif yanılgısıdır. Bitcoin’in sekiz-on dolar, cüzdan saklamanın bugünden çok daha meşakkatli olduğu o günlerde cesaret edememek, belki de bir kayıp değil, bir "nasip" kalkanıdır. Zira ikiye üçe katlandığında kâr sayıp elden çıkaracak bir sabır, bugünün devasa rakamlarını gördüğünde muhtemelen daha derin bir hayıflanmaya kapı aralayacaktı.
Nasip; bazen alamamak, bazen de alıp tutamamaktır.
Bugün mesele bir yatırım enstrümanından çok daha derin. Kapımızı her zamankinden daha sert çalan bir korkuyla tarihin en büyük kırılma noktalarından birine şahitlik ediyoruz: Bin yıl öncesinin arifane uyarıları, bugün ekranlarda yanıp sönen piksellerle birer birer ete kemiğe evriliyor, diğer deyişle "kod" oluyor.
Lidyalıların ele avuca sığmaz ağır sikkelerinden, merkez bankalarının dijital verilerine uzanan bu yolculuk; sadece teknolojik bir terfi değil, insanın mülkiyetle olan ontolojik bağının yeniden tanımlanmasıdır.
Bugün karşımızdaki tablo, dünyanın yüzde doksanı için bir değer deposundan fazlasını haykırıyor:
Bir yanda Bitcoin ve Ethereum gibi mülkiyeti bir tür dijital dervişliğe dönüştüren merkeziyetsiz hegemonya,
Diğer yanda devletlerin o kadim kontrol içgüdüsüyle parayı modern bir "dijital notere" çevirmeye aday projeleri.
Ve bu geçişin köprüleri; altına veya dolara sabitlenen o "stabil" (USDT, USDC) limanlar.
Blokzincirin sunduğu şeffaflık, güvensizliğin güvenilir dağınık bir deftere yazılması gibi; yolsuzluğa karşı bir zırh niteliğinde. Özellikle arzı sınırlı olan yapılar, enflasyonun ateşinden kaçanlar için modern bir sığınak.
Ancak her sığınak kendi fırtınasını da barındırır. Kripto dünyasının vahşi dalgalanmaları dijital dünyayı bir kumar masasına çevirme riski taşırken; El Salvador’un bayrağına mühürlediği bu güç, Çin gibi güçler için bir tehdit olarak görülüyor. Hacklenen borsalar ve “anahtarını kaybedenin servetini kaybedeceği” o acımasız kural, bu zeminin ne kadar kırılgan olduğunu her an hatırlatıyor.
Geleneksel finansın hantal iskeleti yıkılıyor. Devletler, dijital paralar üzerinden "mutlak gözetleme" gücünü koruma telaşında. Oysa gerçek özgürlük paranın hızında değil, kimin kontrolünde olduğunda gizlidir.
Para artık görünmez oluyor.
Aman dikkat:
Bu görünmezlik; feraseti olmayanlar, dijital okuryazarlık deneyimi olmayanlar için zannedilenden çok öte kayıpların ilk adımı. İşin ehli olan, bağlantıları görebilenler için ise "yeni bir medeniyetin anahtarı" olacaktır. Kişisel ya da toplumsal hızlı eğitim, toplam nüfusun yüzde onu içinde kalma şansı sunacaktır.
Hedef; bu dijital tufanda boğulmak değil, o görünmez gücü adaletin ve vicdanın hizmetine sunabilmektir. Deneme yanılma yöntemi ülke ekonomimizi hissedilir düzeyde hırpalama potansiyeli taşımaktadır.
Bu sancıların herkes için zorunlu olacağı günler, üç beş yıl sürmez hayatın hakikati olur. Zira hakikat; kağıtta ya da kodda değil, insanın o sarsılmaz mülkiyet hakkındadır. Bu hakkı çarçur etmek, hak olmaktan muaf tutulmalıdır.
Çeyrek asır önce cihazlara dokunmanın zararlarıyla oyalanan halk, blockchain teknolojisi ile imtihana girecek.
Olacak iş değil ama olacak.