ÜRETİM DOLAR FAİZ ÇIKMAZI
ÜRETİM DOLAR FAİZ ÇIKMAZI
Dünya genelinde bir ekonomik durgunluktan bahsetsek yanlış söylemiş olmayız. Bunun ülkemizdeki etkisi çok daha ağır görülüyor. Görüştüğüm iş dünyasının hemen hepsinin ortak şikayetleri; dolar üzerindeki baskı, faizlerin yüksekliği.
Yeni bir yıla giriyoruz. İşçi temsilcileri katılmayacağını açıklasa da asgari ücret belirleme komisyonu bu ay içinde toplanacak ve 2026’nın asgari ücretleri açıklanacak. Asgari ücrete yapılması beklenen zam işçi kesiminin nefes almasını sağlayacak mı hayır ancak işin bir de işveren boyutu var. Özellikle ihracatçı üzerinde bu asgari ücret artışları maliyetlerin yükselmesi anlamına gelecek. Ancak yurt dışına dolarla satış yapan ihracatçı bu maliyet artışlarını etikete yansıtamayacak. Zira bunu yansıttığında ithalatçılar Çin başta olmak üzere başka pazarlara yönelecek. İş dünyası yeni yılla birlikte yeni bir çıkmazın eşiğine girecek. Dünya pazarlarında rekabet etmekten her geçen gün uzaklaştıklarını açıklayan iş dünyası bu yeni maliyetlerle birlikte yurt dışına mal satmaktan daha da uzaklaşacak.
İkinci sorun faizlerin yüksekliği. Günümüzde şirketlerin kendi öz kaynakları ile büyümeye çalışması imkansız denecek kadar az. Sanayici büyümek için ya da dijital teknolojiye adapte olarak maliyetleri düşürmek için kredi kullanmak durumunda. Ancak bu kredilerin faizlerinin yüksekliği maliyet düşürmediği gibi işvereni borç batağına sürüklüyor. Kredi kullanarak büyümek iş yerini büyütmekten çok borç yükünü büyütmeye ve doğal olarak aslında finansı veren kurumların büyümesine neden oluyor.
Sanayici açık denizdeki sandalda küreksiz kalmış balıkçı gibi. Ne yana savrulacağını bilemiyor. Büyümek bir dert, büyümemek başka bir dert. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek uzun vadede maliyeti düşürecek olsa da bugün o yatırımları karşılayabilecek ekonomik gücü yok. Dijital otomasyon sistemlerine geçmek için makine parkurunu yenilemeye kalksa yine aynı sorunla karşı karşıya. Mesele sadece ürünü üretmekle bitmiyor onu dünya pazarlarına satabilmek gerekli. Kapıkule’yi geçtiğinizde çok çetin bir ortamla karşı karşıyasınız. AB sınırda karbon uygulaması birçok alanda ek vergi getirecek. Çin, Vietnam, Hindistan… gibi ülkeler devlet teşvikli çok daha düşük fiyatlarla piyasayı ele geçirme savaşında
Karar vericilerin artan dünya rekabetinde Türk girişimcisinin yetire kadar yer alabilmesi için önlemler alması gerekli. Üstelik bunlar günü kurtarma çözümleri olmamalı. Sanayicilerin çağrısına kulak verilmeli. Küçücük atölyeden bin kişilik iş yerlerine kadar her biri ihracatta lokomotif olmaya çalışırken aynı zamanda istihdama da katkı sunuyor. Her bir çalışan 4 kişilik aile demek, bir iş yerinin kapanması çıkarılan işçi sayısının 4’le çarpılması anlamına gelir.
Sanayinin bacaları tütmeli tekrar söylüyorum sanayicinin çağrılarına kulak verilmeli. İhracatı artırmanın yolu rekabetçi üretimden geçiyor. Sanayicinin dünya pazarında elini güçlendirecek teşvik mi olur, vergi indirimi mi olur, makul faizli krediler mi olur onu uzmanlar değerlendirir ancak adımlar vakit geçirmeden atılmalı. Bakın tekstil sektörüne kiminle konuşursanız konuşun her geçen gün küçüldüğümüz ortaya çıkar. Zaten ihracat rakamları da bunu doğruluyor. Kaybedilen bir pazarı yeniden kazanmak zaman ister. Pazarı kaybetmeden sanayiciyi rekabetçi kılmak daha mantıklı değil mi?