Kutupların Güncel Gücü

Varoluş, zıtlıkların uyumudur aslında. Gece olmadan gündüzün kıymeti, soğuk olmadan sıcağın değeri anlaşılmaz. Tıpkı bir pildeki anot ve katot gibi... Bu, diğer tüm örneklerden farklıdır, çünkü bu iki kutup, tıpkı Dünya ile aramızdaki görünmez bağ gibi, enerjinin akması için vazgeçilmez bir bütünlüğü temsil eder. Ancak günümüz toplumuna baktığımızda, bu doğal dengenin telleriyle oynandığını görüyoruz. Kutuplaşma, artık hayatın her zerresine sinmiş, insanları uzlaşmaz uçlara sürükleyen bir olgu haline geldi. Siyaset, spor, din... Tüm bu alanlar, artı ve eksi yüklü kutupların devasa, aşılmaz Everest dağlarına dönüştüğü bir savaş alanı.

Bu toplumsal kutuplaşmalar, tıpkı şarj olan bir bataryanın ritmik nabzı gibi, dönem dönem zirve yapar. Siyasette bir lider değişimiyle yükselişe geçen partiler, şampiyonlukla birlikte taraftar kitlesi katlanan spor kulüpleri.

Bunlar, enerjinin yükselişe geçtiği anlardır. Fakat dini ve manevi alandaki kutuplaşma çok daha farklıdır. Buradaki enerji değişimi çok daha yavaş, çok daha derinden işler. Hidayet, nasip, kader gibi insan iradesinin ötesindeki kavramlar bu sürece rengini verir. Ve son dönemde Batı'da yaşananlar, tam da bu derin akımın somut bir tezahürüdür.

Özellikle aktivistlerin öncülüğünde, geleneksel din anlayışlarından uzaklaşan binlerce insan için İslam, yeni bir manevi kutup haline geliyor. Bu, yeşil ışığın yanmasını bekleyen bir trafik sıkışıklığı gibi; uzun süredir bekleyen bir arayışın, ruhi bir boşluğun sonucudur. İslam, özellikle sosyal adalet arayan veya materyalist batı kültürüne manevi bir alternatif arayan gençler ve kadınlar arasında güçlü bir cazibe merkezi olmuştur. Bu, sadece istatistiksel bir artış değil, küresel bir ruh halinin, yeni bir arayışın tezahürüdür.

Ancak bu şarj döngüsü tek yönlü değildir. Her yükselişin bir deşarjı, her dolumun bir boşalımı vardır. Batı'da İslam'a yöneliş artarken, bir yandan da dinden çıkışlar yaşanmakta, eski Müslümanlar seslerini yükseltmektedir. Bu, enerjinin asla yok olmadığını, eldeki  nimetin hoyratça  dönüştüğünü bize hatırlatır.

Diğer yanda, Siyonizm uzun yıllar siyasi ve dini arenada etkin olmuş şımarmış ve soykırıma kalkışmış olsada bataryası tükenmektedir. "Hazıra dağ dayanmaz" atasözünün gerçekliği, bu noktada kendini gösteriyor. Dolu bir batarya nasıl ki zamanla şarjını kaybederse, katı ideolojiler de değişen dünya dinamikleri karşısında aynı etkiyi sürdüremezler. Özellikle Batı'daki bazı ülkelerde, İsrail'e verilen geleneksel desteğin azalması, büyük şehirlerde ve üniversitelerde yükselen protesto sesleri, bu deşarjın somut göstergeleridir. Hatta Yahudi diasporası içinde bile bu kavram artık net bir kabul görmekten uzaktır.

Aktivistler ise bu kutuplaşmanın katalizörü, enerji akışını hızlandıran iletkenlerdir. İslam'ı tebliğ eden gruplar, Batı'da yeni bir manevi kutup inşa ederken, diğer taraftan eleştirel sesler de toplumsal söylemde yeni bir alan açmaktadır. Kutuplaşma, böylece her iki taraftan da ivme kazanmaktadır.

Batı'da İslam’a yönelim devam ederken,  sallanan bazı yapılar küresel destek erimesiyle yüzleşmektedir. Bu akış; manevi arayışlar, sosyolojik değişimler ve aktivistlerin eylemleri ile sürekli şekillenmektedir. Güneşin batıdan doğmadan önce İslam'ın doğduğu gerçeklik artık aşikardır. Ortadoğu ve Afrika toplumlarından henüz  yüksek volümlü sesler çıkmasa da umudumuzu koruyacağız.

Hayat, anot ve katot gibi, biri olmadan diğerinin anlamını yitireceği zıtlıkların sonsuz dansıdır. Asıl mesele, bu kutuplar arasında sağlıklı bir enerji akışı sağlayabilmektir. Bir kutbun tamamen devre dışı kalması değil, enerjinin dönüşerek, evrilerek varlığını sürdürmesi esas olandır. Bu sürekli değişimin sonunda, toplumlar ya yeni zirvelere tırmanacak ya da yepyeni dengelerin eşiğinde uyanacaktır. Uyanalım lütfen.

Zekeriya yahşi.

Benzer Videolar