İLETİŞİM ÖNCE KENDİMİZLE BAŞLAR
İletişim Önce Kendimizle Başlar
Ben Ayça Kuru. Yıllardır insan ilişkilerini gözlemleyen, öğrenen ve kendi hayatında deneyimleyen biri olarak şunu fark ettim: İletişim dediğimiz şey, aslında ilk olarak bizim kendimizle kurduğumuz iletişimden başlıyor.
Ne kadar iyi konuşursak konuşalım, ne kadar ikna edici cümleler kursak da iç dünyamızda bir uyum yoksa, dışarıya yansıttığımız iletişim hep eksik kalıyor. Çünkü kelimeler sadece aracıdır; asıl güç, kendimizi nasıl gördüğümüzde, kendimize nasıl davrandığımızda saklıdır.
Amerika’dan Bir Ders: Donald Trump Örneği
Amerika’nın en tartışmalı başkanlarından biri olan Donald Trump’ı düşünelim. Onun iletişim tarzı çoğu zaman keskin, sert, hatta bazen saldırgan bulundu. Ama dikkat edin: Trump’ın kendisiyle olan iletişimi, yani kendine duyduğu özgüven, onu kitlesi nezdinde etkili kıldı. Kendine olan inancı o kadar yüksekti ki, pek çok kişi onun söylediklerinin arkasında durdu, çünkü kendinden emin bir lider gördüler.
Elbette bu örnek, iletişimin her zaman pozitif yansıyacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine: Eğer kendi iç sesiniz yalnızca güç ve üstünlük üzerine kuruluysa, dışarıya da aynı şekilde yansır. İnsanları birleştirmek yerine kutuplaştırabilirsiniz. Trump örneği bize şunu öğretiyor: Kendi kendimize nasıl konuştuğumuz, başkalarıyla kurduğumuz diyalogların tonunu belirler.
İngiltere’den Bir Ders: Obama’nın Yaklaşımı
Buna karşılık Barack Obama’ya bakalım. Onun iletişim tarzı, empati ve kapsayıcılık üzerine kuruluydu. Obama’nın kendisiyle kurduğu iletişimde, “Ben tek başıma bir lider değilim, birlikte güçlüyüz” söylemi ön plandaydı. Bu bakış açısı, onun hem Amerika’da hem de dünyada saygı duyulan bir figür haline gelmesini sağladı.
Obama’nın kendine söylediği şey şuydu: “Hikâyelerimizi paylaşarak birbirimize yaklaşabiliriz.” Bu iç ses, dışarıya güven, samimiyet ve umut olarak yansıdı.
İngiltere’den Günlük Hayattan Bir Anı
İngiltere’de bulunduğum bir dönemde metroda bir kadının aynaya bakarak kendi kendine gülümsediğini görmüştüm. Küçük bir detay gibi gelebilir ama aslında çok şey anlatıyordu. Kendine sevgiyle yaklaşan, kendisiyle barışık bir insanın çevresindekilere pozitif enerji yayması kaçınılmazdır. O kadının yüzündeki gülümseme, birkaç kişiyi daha etkiledi; yolculuk boyunca metro vagonunda daha sıcak bir hava oluştu.
Amerika’dan Günlük Hayattan Bir Örnek
New York’ta kaldığım dönemlerde şunu gözlemledim: İnsanlar sabah işe giderken çoğunlukla kulaklık takıp kendi dünyalarına çekiliyor. Birçoğu günün telaşında kendini dinlemeyi unutuyor. Fakat Central Park’ta yürüyüş yapan, meditasyon yapan insanları gördüğümde anladım ki; kendisiyle iletişim kurmak için zaman ayıran kişiler, iş hayatında ve sosyal ilişkilerinde çok daha dengeli ve huzurlu olabiliyorlar.
Son Söz
Benim için iletişim önce şu soruyla başlıyor: “Kendime nasıl davranıyorum?”
Eğer kendime şefkat gösteriyorsam, başkalarına da gösterebiliyorum. Eğer kendi düşüncelerime saygı duyuyorsam, başkasının fikrine de değer verebiliyorum.
Trump’ın özgüveni, Obama’nın kapsayıcılığı, Londra metrosundaki kadının gülümsemesi ya da New York’taki bir yürüyüş… Hepsi bize tek bir şeyi hatırlatıyor: İletişimin temeli, kendimizle kurduğumuz samimi bağdır.
Sevgiyle,
Ayça Kuru