İçimizdeki Melek, İşimizdeki Şeytan!
İçimizdeki Melek, İşimizdeki Şeytan!
Olgunluk, pişmanlıkların bıraktığı çatlakları taşır; ama gülümsemeyi unutmadan, ney tonunda fısıldar doğruları. Gençliğin yaralarını kalın örtülerle sarıp sızıntıları engellemek, maneviyatta tüy gibi hafiflemek, huzuru aramaktır. Melek-şeytan gelgitlerini dizginleyip her sabahı kuş sesleriyle kucaklamak, zıpkın gibi hayata atılmaktır. Paylaştıkça mutluluk, bir esinti gibi içimizden geçer; uzakta olsalar da mesafelerden bağımsız kanayan kabuklar, kalın örtülerle yeniden kapanır.
Biz melek miyiz, yoksa şeytan mı?
Sahi, kimiz biz?
Hayat, içimizdeki melekle şeytanın dans ettiği bir tiyatro sahnesi adeta. Melek, vicdanın yumuşak sesiyle saflığı, iyiliği ve empatiyi fısıldar; çocukluğumuzun masum duygularını tazeliği mevsim döngüsü olmaksızın taşır. Yaz sabahlarının kuş sesleri ve hafif esinti, bu huzuru durgun sudaki yosun sükûnetinde derinleştirir.
Ancak modern hayat koşturmacası, iş stresi ve hırslar devreye girince melek susar; sahneye şeytan çıkar, tamtamlar ve nefsin zurnasıyla. Hırs ve pragmatizmi körükler: “Daha agresif ol, bu fırsat kaçmaz!” ya da “Kurnazlıktan zarar gelmez!” der, biner tepemize. Düşmeye gör tereddüte, birbiri ardına gelir hamleleri, yolumuz şaşmadığı müddetçe. Rakipleri geçmek için gece yarılarına kadar çalışmak, masada yerimizi sağlamlaştırmak onun oyunlarıdır. Ama meleği susturursak, iç huzurumuzu yitirme riskiyle karşılaşır, masa başımıza yıkılır.
Rousseau, insanın doğuştan iyi olduğunu söylerken, dinler nefs terbiyesiyle bu saflığı korumanın yollarını gösterir. Machiavelli ise Hükümdar’da “Amaca ulaşmak için her yol meşrudur” der; bu, bugünün iş dünyasında “Kazanmak için her şey mubah” anlayışına dönüşür. Dengeyi bulmak, vicdanla kariyerin renkli hamlelerini uyumla birleştirmektir. Rakibi alt etmek için kumpas kurmak mı? Bu, yaratılışımıza ters. Rekabeti dürüstçe sürdürmek! İşte modern hayatın sınavı bu!
Çözüm, şeytanı reddetme gücünde, onu kontrol edebilmekte. Sağlam karakter, dirayetli duruş ve keskin zekâ, şeytanın sesini tanıyıp argümanlarıyla alt etmektir. İş dünyasında ayakta kalmak için akıl gerekli, çaba gerekli ama kahpelik asla. Karar anlarında kendimize soralım: “Bu seçimi yaptığımda kendime saygım kalacak mı?” Unutmayalım: Başarı, insan kalabildiğimiz sürece değerlidir!
"Bir daha söyle zincirlere vurulacağın günü iple çeksem de, orkestra şefi benim" diye bildiğimiz an her şey lehimize seyreder muntazaman. Vicdan sırça köşklerde yaşamaya başlar. Gün batımında deniz yüzeyinden seke seke yüzümüze yansır Güneş ışıkları. Karanlık yayılmadan yeryüzüne, müziğin ritmine ayar çekip, nefs ve şeytanı kodese tıkmaktır kazanılası ödül.
Kahraman edası gizli gülümsemeyi alnımıza yazdığında, kuş tüyü yatağımız misk-i amber kokularıyla karşılar. Huzur, mutluluk ve gurur uykumuz kaçmasın diye bekler başımızı şafak vaktine kadar korkusuzca. Rüyamız yeni günün fragmanı olur. Melek melek gibi, şeytan şeytan gibi olmaya devam edecek bizimle, ya da bizsiz. Tarafımız bizi biz yapacak. İçimizde öldürmeliyiz birini, seçim sizin işiniz.