Zor 2026 Öncesinde Ekonomi
Zor 2026 öncesinde ekonomi
Bir tarafta işlerin rayında gittiğini söyleyen, cari açık konusunda düşeceği söylemlerini geliştiren, yabancı yatırımcının Türkiye’ye ilgisinin artacağını ifade eden Bakan Şimşek, öte tarafta sıkılaşmanın devam edeceğini, enflasyonu düşürmek için gelir artışlarında dikkatli olunması gerektiğini, bu çerçevede de hedeflerinde ısrarcı olduğunu söyleyen Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan…
Her ikisinin ahenk içinde ve birbirine uyumlu konuşuyor olması güzel. Ama ortada bakış açısındaki sıkıntı büyüyorsa ve rakamlara inanırken, vatandaştan reel sektöre kadar yaşananlar görmezden geliniyorsa, sadece faturanın artmasına neden olan bir faktör haline dönüşüyor.
İç piyasanın tamamen tıkandığını ve olası ücret artışlarıyla daha da zorlaşacağını görmek için müneccim olmaya gerek yok. Bunun kayıt dışı ekonomiyi besleyip, vergi gelirlerini düşürürken, sistem içinde olanın daha çok vergiye zorlanacağı bir yapıyı da önümüze getireceği sürpriz olmayacak.
Fakat mesele burada da bitmiyor. Daha önce tüm dünya faiz yükseltirken, faizleri ısrarla düşürüp, ekonominin temellerini de sarsan yaklaşımlarla bugün yaşadıklarımıza neden olan bir bakış açısı, bugün de dünya daralırken fırsat söylemleri geliştirip, enflasyonun artacağı öngörülerini yok sayarak, enflasyonu düşüreceğini, sıkıntıyı da iç piyasa ile aşacağını belirtiyor.
Yani aslında bizi yarının faturasına hazırlıyor. Çünkü bugün kurtulduğumuz için sevindiğimiz, KKM’nin bir benzeri, müdahale edilen kur, çarpıtılan rakamlar ve onlar üzerinden oluşturulan gelir kurguları ve maliyet beklentileriyle, TL yakıyor.
Bunun en açık kanıtını yılın ilk ayında 900 milyar TL’ye yaklaşan bütçe açığında görüyoruz. Yüksek ihtimalle yılı 3 trilyon TL civarında bir bütçe açığıyla kapatacağız. Bu da 2026 yılı için daha çok düşen bir satın alma gücü ve daha çok vergi, zam gibi gider patlaması anlamına geliyor.
Bunların hepsini de bugünkü koşullarda, yani tarifelerin 90 gün ertelenmiş halinde konuşuyoruz. Trump’ın ifadelerine bakılırsa, Avrupa Birliği ile uzlaşmaya pek niyeti yok. Bunun da Çin’in agresif bir biçimde Avrupa pazarına gireceği anlamına geldiği açık.
Yani hali hazırda iki üründen birini alıp, sattığımız AB pazarıyla ilgili çok daha zorlu bir dönemi ve onun getirdiği koşulları yaşayacağız. 2026 yılında başlayacak sınırda karbon vergisinin sonuçlarını ise bugünden kestirmek güç. Hele ki 2030 senesine kadar tüm sektörleri kapsayacağını ve hazırlanmanın da kısa sürede mümkün olmadığını düşünürseniz.
Muhtemelen kaynak girişinde de sağlıklı bir yapı oluşmayacak. Giren serseri fonlara ödeyeceğimiz faturayı bir kenara koyarsak, bunun kur üzerindeki etkisini, enflasyon sonuçlarını ve faiz ile ilişkisini de, veriler sağlıklı olmadığından bugünden tahmin etmek zor.
Ama tüm bunların ötesinde görülen bir gerçek var. Bu temenniler manzumesi ile, reel sektörü ve vatandaşı yok sayarak yürütülen bir ekonominin sadece bize faturası olacaktır. Büyük olasılıkla da bugünden başlayan asgari ücret tartışmaları da bunun ilk önce göstergesidir.
Verenin veremediği, alanın da rakam ne olursa olsun geçinemediği bir ekonomi fotoğrafının ortasında yapmamız gereken ilk şeyin ne olduğunun tekrar altını çizeyim. Verilerle yüzleşmek ve gerçek verileri baz alarak gerçek bir ekonomi programı ve planlaması yapmak.