Periyodik Cetvelde 57-71. Sıradaki Kritik Mineraller
Periyodik Cetvelde 57-71. sıradaki kritik mineraller
Madencilik tarihinde öyle bir dönemden geçiyoruz ki küresel ölçekte maden haritalarının değiştiğini söylemek oldukça mümkün. Trump’ın tekrar seçilmesiyle birlikte maden yatırımlarına ve fosil bazlı yakıt türlerine önem verdiğini görmekteyiz. ABD ve Çin maden yatırımlarında yarışıyorlar. Trump ulusal enerji acil eylem planı ile enerjideki çevreci kısıtlamaları kaldırdı ve Paris iklim anlaşmasından çekilerek bu anlaşmanın ABD endüstrisinin Çin’e karşı olan rekabet edebilme imkanını zayıflattığını belirtmiştir. ABD, kuzey denizi ve açık denizlerde maden, doğalgaz ve petrol sondaj izinlerini ve çevresel etkilerini minimize edeceğini ve aramaları kolaylaştıracağını deklare etmiştir. Petrol ve doğalgaz zengini ülkelerde özellikle nadir toprak elementlerine yatırım için Afrika başta olmak üzere belirlenen coğrafyalarda yatırımlar yapmakta, önümüzdeki yüzyılların ticaret savaşlarının en önemli aktörü belki de kritik madenler olacak. Artık enerji, maden ve strateji birbirini tamamlayan öğeler. Bu ortamda ülkemiz bu ortamda neler yapmalı?
Bugün yaşanılanları anlamak için 1990’lı yıllarda Çin’in başlatığı sanayileşme hamlesini iyi okumak lazım. Çin 1990’lı yıllarda 300 USD olan kişi başı milli gelirini 12 bin USD civarına yani yaklaşık 40 kat artırarak getirdi. Çin bunu yaparken 700 milyon civarında kişiyi şehirlere taşıdı. Bu kentleşeme ile altyapıda, iletişimde, enerjide yüksek miktarlı maden ihtiyacı doğdu. Bununla birlikte maden ve enerji fiyatlarının yükselmesine ve tüketim miktarlarının artmasına neden oldu. Şunu biliyoruz ki, ülkelerin kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasılası ve sanayileşme düzeyi artıkça kişi başına düşen enerji, maden ve metal tüketimlerinde artmaktadır. Dünya’daki maden üretiminin ve tüketiminin yüzde 45’ini Çin tarafından gerçekleşmiştir. Yoğun tüketimle birlikte dünyada iklimler değişmeğe ve sonuçta iklim krizi ortaya çıkmaya başladı. Enerji üretimine bakıldığında dünya enerji üretiminde yüzde 80 ile halen fosil yakıtlardan… Bu fosil yakıtlı üretimin yüzde 50’lere 2050 yılına kadar düşürülmesi hedefi bulunmakta. Bunun gerçekleşmesi için üretimde kullanılan kömürün oranının yüzde 96 kadarını düşürülmesi, petrolün üretimdeki payının yüzde 70’ini kullanmamak ve doğalgazda ise yüzde 50’sini kullanmamak demektir. Peki üretimde bu bahsettiğim materyaller çıkar ise bunu neyle ikame edeceksiniz? İklim değişikliği nedeniyle fosil yakıtların yerine rüzgâr türbinleri, güneş panelleri, jeotermal kaynaklar, hidrolik santraller, hidrojen enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilmesine yönelindi.
Çin, ABD’nin 100 yılda tüketebildiği çimentoyu 3 yılda tüketmeye başladı. Çin doğrudan aldığı yatırım tutarı 4,4 trilyon USD. (Ülkemizin son 30 yılda aldığı doğrudan yatırım 270 milyar USD) Dünyada halen yaklaşık 30.000 TWh/yıl (1 Terawatt eşittir 1 milyar kw) enerji tüketilirken bu rakam 2050 yılında tam iki katına çıkacak. Bu kadar büyük miktardaki enerji gereksinimi yenilenebilir enerji kaynakları ile nasıl karşılanabilecek? Bu kaynakları nerden bulacağız? Kritik mineralleri karada ararken şimdi denizlerde ve hatta kuzey kutbunda buzulların erimesiyle birlikte o coğrafyada belki de ileride Uzay’da uzay madenciliği yaparak arayacağız. Yeşil dönüşüm ile birlikte bu kritik minerallere ülkeler nasıl hâkim olacak? ABD, Çin ile birlikte petrolden dolayı sermaye birikimi olan ülkeler Afrika’da, Türki Cumhuriyetlerde ve dünyanın diğer bölgelerinde bu yeraltı ham maddelere sahip olan coğrafyalara hâkim olmaya çalışıyorlar. Çin geçtiğimiz 40 yıllık süreçte belkide örtülü biçimde bu politikayı başarılı bir şekilde yürüttü. AB ise bu dönüşümü yakalayamadığını düşünüyorum. Periyodik cetvelde 57 ila 71.sıradaki mineraller için yeni yeni tartışmalar başlıyor ve bunların bir taraftan teknolojileri üretilmeye başlanıyor. Periyodik tabloda atom numaraları 51-71 aralığında bulunan lantanyum, seryum, praseodimyum, neodimyum, prometyum, samaryum, evropiyum, gadolinyum, terbiyum, disprosyum, holmiyum, erbiyum, tulyum, iterbiyum ve lütesyum elementleri Nadir toprak elementleri olarak adlandırılmaktadır. Ülkemizde lityum, manganez, kobalt, nikel, silisyum ve bakır üretilmektedir. Ancak yenilenebilir enerji ve depolama için çok daha fazlasını üretmek zorundayız.
Modern yaşamımıza giren yeni nesil bilgisayarlar, telefonlar, robotlar, insansız hava araçları, roketler, digital teknolojiler, tıbbi ve sağlık cihazlarına elektrikli araçlar, nükleer reaktörler, hidrojen yakıt hücreleri ve internet hizmetleri gibi gelişmiş teknolojilerin ihtiyaç duyacağı üretim girdileri ve malzemeleri Dünya ticaretinde çok ciddi Pazar payına sahip olacak ve bu pazarda teknoloji ve ürün satın alan yerine teknoloji ve ürün satan ülke olmak çok önemli olacaktır.
Temiz enerji üretiminde kullanılan kritik maden rezervinin yüzde 90’nı Çin’in elinde bulunmaktadır. Çin bu madenlerin ihracatını kısarak veya engelleyerek piyasayı kontrol etme gücüne sahiptir. Gelişmiş ülkeler temiz enerji üretiminde kullanılacak madenlere sahip olabilmek için aramadan üretime çok ciddi teşvikler sağlamaktadır. Ülkemizin nadir toprak elementi rezervinin 694 milyon ton olduğu ve Eskişehir’de 570 milyon tonluk bir cevher rezervi keşfedilmiştir. Buna karşılık ülkemizin iç tüketimi yılda yüz tonlarla ifade edilmektedir. Ancak elektrikli araç üretimi. Batarya ve yenilenebilir enerji kaynakları üretimi ile bunun yükseleceğini düşünmekteyim. Temiz enerjide 1 MW ‘lık enerji santrali aynı kapasitede olan fosil yakıtlı santrale göre 6 kat daha fazla madene ihtiyacı vardır.
Nadir toprak elementlerinin üretimi yılda yaklaşık 300 bin ton civarındadır. 2023 verilerine göre Çin 210 bin ton, ABD 40 bin ton, Avustralya ise yaklaşık 20 bin ton üretim gerçekleştirmiştir.
Ekonomimizde enerji, hammadde, metal ara mal ihtiyacımızı kendi kaynaklarımızdan karşılayamadığımız için yılda yaklaşık 100 milyar USD dış ticaret açığı olarak veriyoruz ve bu konularda dışa bağımlılığımız artıyor. MAPEG verilerine göre, hali hazırda maden çıkarılan alanlar ülkemizin yüz ölçümünün binde 1’i, OGM verilerine göre, orman alanlarının binde 3’ünde madencilik faaliyetleri için geçici lisans verilmiştir.
Maden’i cevher halinden yer yüzüne çıkarmak tek başına yeterli oluyor mu? Ebetteki hayır. Çıkarılan cevheri işleyebilmek, ayrıştırabilmek ve ileri teknolojik ürün haline dönüştürmek gerekmektedir. Sadece cevheri çıkarmak ve ihraç etmek değer zincirinde katma değere dönüşmeyen ve değer zincirinde en alt basamakta olmak anlamına gelmektedir.
Hep derim ya enerji hayattır. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere..