Deneyim Ekonomisi Kültür İster

Ekonomide tüm ezberlerin bozulduğu ve yeni ekonomi adı altında dijitalleşmeden veri çağına, farklılaşan turizmden kişiselleşen üretime kadar bir dizi yeni kavramın önümüze geldiği bir süreçteyiz.

Fakat gelişen tüm teknolojilerin ve hatta veri biliminin bile odaklandığı nokta ne? Deneyim ekonomisi… Bu nedenle kişiselleştirilen mal veya hizmet üretimi, doğru soruların yanıtını arıyor.

Mesele ister bir ayakkabı olsun, isterse turistik bir gezi, eskisinden çok farklı dinamiklerin ortaya çıktığı açık. Bu dinamiklerin temelinde ise Türk reel sektörünün kendini sorgulaması gerekiyor.

Halen turizme gelen kişi sayısı ile cebe giren para olarak bakan, kişi / harcama kriterini bile çok fazla önemsemeyen, faaliyet gösterirken sürdürülebilirliği salt çevre zanneden, bunu da yeşil boyama ile yapmaya kalkan bir reel sektörün önündeki en büyük riskin bu bakış açısı olduğunu düşünüyorum.

Peki tüketirken de ürettiğini satarken de, mesele deneyim üzerine kurgulanıyorsa, sizin burada ilk önce neyi konuşmanız gerekir? Para mı, pazar mı, müşteri mi, pazarlama mı, ürün ya da rekabet mi?

Kültür ve eğitim… Çünkü deneyim ekonomisinden yararlanırken de, buna yönelik mal veya hizmet sunarken de, nitelikli bir bakış açısına, hizmette farklılaşmak için sanatsal bir hayat görüşüne ve parayla satın alınmayacak bir zenginliği barındırmanız gerekiyor.

Oysa özellikle son yıllarda bizde parası çok olan ama zengin olamayan, firmaları olan ama iş insanı olamayan kişilerin hakim olduğu bir ekonomi anlayışı var. Bu yönetimden üretime, tüketimden tasarıma kadar her yere sirayet etmiş durumda.

Türkiye’nin bu meseleyi halletmeden bırakın deneyim ekonomisinde pozisyon almasını, tüketici olabilmesi bile güç gözüküyor. O nedenle para ve iş konuşmaktan sıyrılıp, üretici ve tüketicinin entelektüel seviyesini arttırmamız gerekiyor.

Anlattıklarım karmaşık gelebilir. Bir örnekle açıklayayım. Türkiye’nin en saygın ve görece zengin iş insanlarından birini söyleyin desem, sanırım Bülent Eczacıbaşı herkesin hemfikir olabileceği bir kişi olur.

O zaman sağlamasını, kendisinin affına da sığınarak üzerinden yapalım. Bülent Eczacıbaşı’nın altından tüm servetini ve sahip olduklarını çekin. O halen Bülent Eczacıbaşı’dır değil mi? İşte gerçek zenginlik budur ve beslendiği kaynak para değil, kültürdür.

Bunu iş dünyamızın istediğiniz ismini aklınızdan geçirerek sağlamasını yapın. Mutlaka aynı nitelikte isimler bulacaksınız. Ama genele baktığınızda çok iç açıcı bir tablo ortaya çıkmıyor. İşte bu Türkiye ekonomisinin en büyük riskini oluşturuyor.

Çünkü kültürle bezenmemiş hiçbir yapı, değişimlerin yaratıcısı olamaz. Sadece tüketici pozisyonuyla övünür bir hale girer. Fakat öyle bir çağdayız ki, yaptığınız hata makasın çok açılmasına neden oluyor.

Potansiyelimiz yüksek mi? Evet. Ama bir maden işlediğinizde değer haline gelir. Aksi takdirde örneğin deneyim ekonomisinde, tüketici değil, tüketen, üretici değil, ürettirilen yaratırsınız.

cetinunsalan@yahoo.com

Benzer Videolar