TEL TEL DÖKÜLÜYORUZ
Hayat pahalılığı hepimizin canını çok sıkıyor. Dünyanın en pahalı ülkesi olma yolunda hızla ilerliyoruz.
Önceki yazımı okuyanlar hatırlayacaktır; yüksek faiz politikasından bahsetmiştim.Yüksek faizin enflasyonu düşürmede bir fayda göstermediği görüldü. Artık iki yıla yaklaşan bu dönemde halen Haziran 2023'deki yüzde 38 enflasyon oranına dahi gelinemedi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in faiz politikasının enflasyonu düşürmede istenilen başarıyı sağlayamadığı gerçeği ortada.
Döviz kurunun bariz bir şekilde baskılanmasının da enflasyonu düşürmediği iyice hissediliyor. Merkez Bankası, 2024 sonunda 2025 yılı için enflasyon beklentisini yüzde 21 açıklamıştı. Şubat başında ise 2025 yıl sonu enflasyon beklentisini yüzde 24 ile yukarı çekti. Bakalım yıl sonunda ne olacak?
Enflasyon hepimizin, alım gücünü düşürürken, işletmelerin yatırım kararlarını hızla belirsizleştiriyor. Merkez Bankası sıkı para politikası ve mali disiplinle yıl sonunda enflasyonu düşürmeyi hedefliyor. Yüksek faiz politikasına ilaveten döviz kuru olması gereken fiyattan düşük tutuluyor. Yani TL’nin değeri yüksek tutuluyor. Merkez Bankası bir taraftan da döviz rezervlerini artırmaya çalışıyor.
Ekonomi yönetimi bu çalışmaları yaparken ülkemizin kalkınması için başrol oyuncusu diye
tanımladığınız üreticiler ne durumda bir bakalım. Sahada fikirlerini aldığım üreticiler durumlarından hiç hoşnut değiller. İhracatçılar ve turizmciler için durum çok vahim. Ayakta kalmakta zorlanıyorlar.
İhracat tarafında özellikle tekstil firmaları TL'nin aşırı değerli, doların ise aşırı değersiz olduğunu söylüyorlar. Bu durumun müşterilerinin başka ülkelere kaçmasına sebep olduğunu da aktarıyorlar.
Maliyetler, aşırı değerli olduğunu söyledikleri TL olunca, pazar kaybedip dolarla ürünlerini ihraç edemeyen tekstilci zor günler yaşıyor. Tekstilciler zor günler yaşadığı gibi konuştuğum otomotiv yedek parça üreticileri aynı dertten mustaripler. Üç dört sene önce yapmış oldukları anlaşmalarla fiyatlar bugün iş yapmaya kalkıştıkların da tamamen zarar ediyorlar iş yapmamaları daha karlı gözüküyor.
Tekstili Mısır’a, otomotivi Polonya’ya, Turizmi ise Yunanistan ve Mısır’a değim yerinde ise
kaptırıyoruz. Şimdilik sektör olarak aklıma gelenler bunlar. Yazımı okuyan çeşitli sektör mensupları bizim sektörde şu ülkeye kaptırıyoruz diye düşünebilirler.
Ülkemizin döviz girdilerinde büyük pay sahibi olan turizmcilerle konuştuğumda ise önceki
dönemlerde şubat ayında tatil bölgelerindeki erken rezervasyonların dolduğunu fakat şimdi turistlere fiyatların pahalı geldiğini aktarıyorlar. Bu sebeple sezonda büyük kayıplar yaşanacak gibi gözüküyor diyorlar. Bacasız sanayi turizm de durumdan hoşnut değil.
Bu işin kazananı ithalatçı diye düşünürken makine ithalatçı sanayicisi ise konuştuğumda ihracatçıdan durumun daha kötü olduğunu söylüyor. Ülkede piyasanın iyi olmalı İhracatçı dışarıda ki rakibi ile rekabet edebilmesi için yatırım yapması için makine alması lazım. Bu ortamda da kazanamayacağını bile bile hiçbir ihracatçı yatırım yapmak istemez. İthalatçıda makinesini satamaz. İthalatçı makinesini dövizle ithal ediyor çalıştığı personele, kirasını masraflarını Türk Lirası ile ödüyor.
Kısacası bu şartlarda iş yapan herkes zarar ediyor. Aklımdan bir ortak yol bulunmalı ama nasıl diye düşünüyorum.
Ekonomi yönetimin amacı enflasyonu düşürmek derken bütün iş yapanlar tabiri caizse tel tel
dökülüyor.