Kartla da, kartsız da dönmeyen ekonomi

Ekonomiye dair birçok konu mercek altına alınıyor, ama herkesin ‘sonra bakarız’ diyerek geçiştirdiği, ekonomi yönetiminin de ‘aman alışveriş olmasın’ yaklaşımıyla dolaylı yoldan göz yumduğu bir problemimiz var. İç piyasadaki tıkanıklık… Ekonomi yönetiminin talepteki frenleme diye süsleyerek ortaya koyduğu bu kavram, deşifresini yaptığınızda çok büyük sorunların deşifresini yaparken, aynı zamanda uyarı sinyallerini de yakıyor. Öncelikle zaten düşük satın alma gücü gerçeğiyle yaşayan, tasarruf fakiri bir ülke olduğumuz için, 2 binli yıllarda ‘kartla ödersin’ anlayışının ekonomik model olarak uygulanmasının sonucunda 4 trilyon TL’ye varan bir tüketici kredi borcu oluştu. Son dönemde artan sorunlu dosya sayısı da, meselenin içinden çıkılması zor bir sürece girdiği çok net ortaya koyuyor. Zor süreç, çünkü tüm bu borçların en azından son 10 yılda geçinebilme kaygısıyla arttığı, pandemide insanlara destek diye kredilerin sunulduğu örneğini de ortaya koyarsanız rahatlıkla görebiliyorsunuz. 2018 senesinden beri ise iş tamamen çığrından çıktı. Pandemi meseleyi şahlandırdı. Son iki yılda gerçekçi olmayan bir enflasyona göre dahi zam almayan, hedeflenen enflasyon üzerinden gelirleri, açıklanan enflasyon taban olmak üzere giderleri arttırılan insanlar, tamamen yaşam döngüsü için krediye yöneldi. Bunun en açık kanıtı ise kredi kartlarındaki vazgeçilmezlik. Tüm faiz oranlarına ve bankalarla direkt sıkıntı yaşama ihtimallerine karşılık, insanlar harcama noktalarında bundan vazgeçemiyor. Nedenini çok uzaklarda aramayın. Eğer bir fırında ‘burada kredi kartı geçmez’ ibaresi varsa, insanların alacak ekmeklerinde bile borçlanarak ödeme yaptığını rahatlıkla görürsünüz. Elbette görmeye niyetiniz varsa. Türkiye’de 130 milyonu aşkın kredi kartı var. Gelirinin çok üzerinde limitlerle, insanları buradan ihtiyaçlarını karşılamaya alıştırmış, tüketimle toplanan vergilerle durumu kurtarmayı metot zannetmiş bir yönetim, şimdi aniden frene basınca hızlı giden araçtan camdan fırlar misali insanlar açmazla karşı karşıya kalıyorlar. Fakat tüm bu zorluklara rağmen harcama durmak bilmiyor. Peki iç piyasanın bu gerçekliğe karşılık yine de hacimsiz olmasının nedeni ne? İnsanlar sadece gıda, ulaştırma ya da enerji gibi ödemeleri için kullanıyorlar. Yani artık kimse beyaz eşyasını değiştirmek için kredi kartına taksit yapmıyor. Araç ya da ev almak için krediye başvurmuyor. Zira talepleri minimum ihtiyaçlar düzeyine kadar inmiş vaziyette. Elbette her toplumda olduğu gibi, burada da rahat harcama yapanlar var. Ama bunlar 86 milyonluk nüfusun içinde yüzde 10’u bulmaz. Büyük bir kesim açlık sınırını kredi ile aşmanın yollarını arayıp, kredi ile kredi kapatan metotlar uyguluyorlar. Peki iç piyasanın bu kadar keskin bir şekilde tıkanması ne demek? Öncelikle bireylerin bitme noktasının karşılığıdır. Ama bağlantılı olarak, toplumun taşıyıcı kolonu olan esnafın tıkanması, iflasların, dükkân kapatmalarının artması, ödeme zincirlerinin kırılması, hatta çiftçiye kadar uzanan bir zincirde ekonomide zincirin dağılması manasına gelir. Şimdi dönüp tekrar Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e şunu hatırlatmak gerekir. Rakamları tutturayım derken tüketicisinden esnafına, sanayicisinden çiftçisine kadar her kesimi zedeliyorsunuz. Rakam tutkusundan vazgeçip, gerçek verilerle yüzleşip, sonra da bir yol haritası hazırlamazsak, bu gidiş bize sadece daha ağır faturayı önümüze koyacak gibi duruyor.
Benzer Videolar