2025 VE DARALAN İÇ PİYASA
Türkiye’de ekonomi yönetimi çok tehlikeli bir oyun oynuyor. 2024 senesini, vermediği ücretler, kabul etmediği maliyetler ve talebi gıda sınırına çekerken, iç piyasadaki hacimsizliği sığınarak elde ettiği baz etkilerle tamamlıyor.
Yani ülkede adı konulmamış bir stagflasyon ortamı var. Fakat kamu zamları ve yatırımsızlığın gölgesindeki israf düzeyindeki harcamalarıyla, yaptığı kamu zamlarına rağmen 2 trilyon TL’ye yakın bir bütçe açığı ve yine bu rakama yakın bir faiz maliyetiyle seneyi tamamlıyor.
Tüm bunlar şayet bir ekonomi programının parçası olsaydı, geçiş sürecinin maliyetleri olarak düşünülebilirdi. Fakat ortada ekonomi programı yerine temenniler manzumesi var. Bu haliyle gözüken o ki, aynı eğilim 2025 senesinde de devam edecek.
Yani yine kabullenilmeyen bir yaşam ve üretim maliyeti, sıkıntılı krediler, borçların ödenmesindeki güçlük, güdükleşen gelirler ve açlık seviyesinin altında yaşam zorlamasına karşılık, arttırılan vergiler ile kağıt üzerinde rakamları hedefleyen, ama iç piyasası tamamen bitmiş bir ülke ekonomisinden söz ediyoruz.
Daha kötü olan ise 2025 aynı zamanda ticaret savaşlarının gölgesinde ihracat pazarlarında da çok tatminkar geçmeyecektir. Buna karşılık kuru da değerinin altında tutup, yani enflasyon kadar bile değer kaybetmemesini sağlayarak, bedeli bütçe açığı olarak ülkenin sırtına yükleme eğilim, işleri kontrolden çıkarabilir.
Bilhassa kayıt dışı ekonominin daha çok beslendiği, merdiven altı üretimlerin, kayıtlı firmalarla haksız rekabetinin şiddetlendiği, tüketicinin ise gıda temelli bir talep sıkışması ve borçlarını ödeyemez noktasıyla birlikte ödemeler zincirinin kırılmasına ortam hazırlandığı bir ortama görmezden geliyoruz.
Aslında ekonomi her noktadan alarm veriyor. Bu yapıda ısrar edilir ve gerçekten ortaya planlamaya, gerçek verilere ve yol haritasına dayalı bir ekonomi programı koyamazsak, ne yazık ki kontrolden kaçan bir enflasyon ve kur riskiyle karşı karşıya kalacağız.
Stagflasyonun kemikleşme riski, 2024 yılından daha belirgin bir şekilde hayatımda. 2025 senesi yapılan hatalar ders alıp, dönme, kamuda gerçek anlamda verimliliğin öne çıktığı bir döneme imza atma ihtiyacını ortaya koysa da, ekonomi yönetiminin, yine beklentisini gelirsizlik, tüketimsizlik, kabul edilmeyen maliyetler üçgenine yerleştirmeye, kur, faiz, enflasyon üçgeninde oyun oynamaya niyetli tavrını sürdürmeye niyetli olduğu görülüyor.
Ülkede ekonominin rayından çıkmaması için bir an önce gerçekten rasyonelleşmesi, ekonomik sorunlarını hallederken, bir yandan da dünyadaki sanayi devrimini kaçırmaması, firmalarından insan kaynağına kadar yeni bir planlama yapması gerekiyor.
Fakat maalesef bu zihniyetten de bu zeminden de çok uzağız. Hele ki son dönem Suriye faktörünün de devreye girmesiyle hamasetin yoğunlaştığı ve elinde sopayla bir takım insanların ekranların karşısına geçip, ahkam kestiği, ama gerçek meselelerin bu yolla gölgelendiği bir yolculuk içerisindeyiz.
Türkiye’nin önümüzdeki süreçte ihtiyacı olmayan tek şey hamaset, algı ve kendini kandıracak sahte gündemler ve gerçek dışı değerlendirmeler. İhtiyacı olan ise, gerçek anlamda bir rasyonelleşme, verilerle yüzleşme, sorunlarını kabul ederek bir yol haritası hazırlarken, iç piyasayı rahatlatıp, üretim yapısında yerli tedarik oranını artırma eğilimidir. Aksi takdirde 2026, sınırda karbon vergisinden, paylaşımların neticelendiği bir sürece kadar bizi hoş karşılamayacak.
ÇETİN ÜNSALAN
cetinunsalan@yahoo.com